Kardeşliğe Ne Kadar Çok İhtiyacımız Var.

Bu Makale:05/07/2012 tarihinde eklendi. Paylaş

Kardeşliğe Ne Kadar Çok İhtiyacımız Var.
Kardeşliğe Ne Kadar Çok İhtiyacımız Var.

Yazıma kardeşliğin yazılması gereken bir duygu değil, yaşanılması gereken bir hukuk olduğu şerhi ile başlarım. Rabbim bizleri tıpkı asrı saadette birbirlerine kardeş olan ensar ve muhacirler gibi yaşayanlardan eylesin. (amin) 

Kardeş denildiğinde akla ilk, aynı anne ve babadan olan kimseler gelmektedir. Bu soy sop kardeşliğinin yanı sıra birde aynı din ve dünya görüşüne mensup olmayı ifade eden akide kardeşliği söz konusudur.

İslam’ın kardeşlik tanımı tamamıyla akide temeline dayanmaktadır. Allahu teala kitabımızda şöyle buyurmaktadır; “Ancak müminler kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah’tan korkup sakının umulur ki esirgenesiniz.” (1)
Kuşkusuz mümin gönülleri en sağlam ve köklü bir biçimde bağlayan bağ iman ve takva esasından kaynaklanan kardeşlik bağıdır.
İslam’da kardeşlik akide temeline oturtulduğu içindir ki, müminlerin arasını bozmak, her türlü suni ayırımlar ve böbürlenmeler haram kabul edilmiştir. Irk, soy, sop, cins, renk v.s bütün bunların akide ye dayalı kardeşliğin yanında bir anlamı yoktur.
İnsanların yaratılışlarının farklı farklı olması Vahiy bütünlüğü içinde asıl anlamını bulmaktadır. Bununla ilgili olarak Rabbimiz şöyle buyurur; “Ey insanlar Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Hem sizi, birbirinizle tanışasınız diye, topluluklar ve kabileler haline getirdik. Hiç kuşkusuz Allah ın katında en değerli olanınız takvaca en üstün olanınızdır.” (2)

İslam dininin tesis etmiş olduğu kardeşlik anlayışı hiçbir dinde veya ideolojide bulunmayan bir anlayıştır. Bu anlayış teorinin ötesinde hayatın içerisinde ete kemiğe bürünmüş ve bütün veçheleriyle hayatın içerisinde karşılık bulmuştur. İslam toplumlarının yaşantıları bu kardeşlik örnekleriyle doludur. Hattı zatında bunun böyle olası dinin doğası gereğidir. İstensede aksi de mümkün değildir.

İslam’ın ortaya koymuş olduğu en büyük ilkelerden birisidir kardeşlik. İslam dininin ortaya koyduğu kardeşlik anlayışı darmadağın, bölük pörçük olmuş bir araya gelmeleri mümkün olmayan toplulukları, ırkları bir araya getirmektedir. Hatta bunun ötesinde onları birbirlerine kardeş yaparak onları ortak bir idealde buluşturmaktadır. Kuran-ı kerimde bu mesele şöyle dile getirilir; “Ey iman edenler Allah tan korkun ona yaraşır bir şekilde ve ancak Müslümanlar olarak can verin. Hep birlikte Allah ın ipine sımsıkı yapışın parçalanmayın Allah ın size olan nimetini hatırlayın hani siz bir birinize düşman kimselerdiniz de O gönüllerinizi birleştirdi de onun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” (3) 
Bu ayeti kerimelerde Mevla’mız İslam kardeşliğinin ne kadar büyük bir nimet olduğunu bizlere hatırlatıyor. Çünkü hatırlatma iman edenlere fayda sağlar. Yıllarca bir birine düşman olan birbirleriyle savaşmış ve birbirlerinden esirler alan kavim ve toplulukları nasılda bir araya getirdiğini ve onları et ile tırnak gibi mecz ettiğini ve bunun ne büyük nimet olduğunu dile getiriyor. Bu kardeşlik anlayışı nasıl ki asr-ı saadette neşv-ü neva bulmuşsa bu gün yeryüzünde yaşayan tüm Müslümanların arasında da çağa uygun şart ve şekillerde hayat bulabilir. Yeter ki İslam için bu imkân oluşturulsun. Bu bağlamda ülkemizde kırk yıldır yaşanan adı konmamış savaşın çözümüne dair ipuçlarını bu kardeşlik anlayışında aramak gerekiyor. 

Efendimizin; Medine’ye hicretinden sonra, Medine’nin yerlileri olan Ensar ile Mekke’den hicret etmiş olan Muhacir arasında kardeşlik bağını tesis etmiş olması son derece önemli bir örneklik teşkil etmektedir. Bunun yeniden tefekkür edilerek güncellenmesi insanlığın geldiği olumsuz nokta açısından son derece ehmiyetlidir.

Peki ama nasıl?!...
Bu hadise Enes Bin Malik’in (r.a.) evinde kırk beş muhacir ile kırk beş ensar olmak üzere doksan kişi arasında gerçekleştirilmiştir 
Peygamber efendimizin Müslümanlar arasında tesis etmiş olduğu kardeşlik, samimiyet, sadakat ve ciddiyettin gözler önüne serilmesi bakımından şu örnek önemli olsa gerek; Efendimiz Medine’ye gelince, Abdurrahman Bin Avf ile Sad Bin Rebi’yi kardeş yapmıştı. Sad Bin Rebi kardeşine şöyle sesleniyordu: “Ben ensar içerisinde mal bakımından en zenginiyim malımın yarısı senindir. İki eşim var birini boşayayım iddet suresi bittikten sonra seninle nikâhlayayım dedi.” Ancak bu teklif karşısında Abdurahman ona: “Malın da eşin de sana mübarek olsun sen bana pazarın yolunu göster” diyerek aslında kardeşliğimizin bir birimize yük olmaması gerektiğini de göstermiş oldu. Ama her hal ve durumda kardeşliğimiz kimseye yük olamamalıdır ve yapılanı sadece Allah için yaparak O’ndan karşılığını beklemek suretiyle de kardeşliğimize süreklilikle birlikte itibar da kazandırmalıyız.
 
Bu hal miras ayeti gelinceye kadar böyle bir özveriyle devam ettirildi. Bu bağlamda Efendimiz (a.s.) bir kutsi hadiste şöyle buyurmaktadır; “Allah kıyamet gününde kullarına hitaben şöyle buyuracak; Nerede benim için birbirlerini sevenler? Bu gün benim gölgemden başka bir gölgenin bulunmadığı günde o kimseleri kendi gölgemde gölgelendireceğim.” (4)
 
Yine Muaz Bin Cebel’in (r.a.) rivayeti ile Efendimiz (a.s.) kutsi hadislerinde şöyle buyurmuşlardır; “Allah( cc) şöyle buyurur; Benim için birbirini sevenler, benim için bir araya gelip oturanlar, benim için birbirlerini ziyaret edenler, benim için birbirlerine yardım edenler için sevgim vacip olmuştur.” (5)
Hz. Enes bin malik (r.a.) “Bedevinin biri gelerek Efendimiz (a.s.)’a Ya Rasulullah, kıyamet nezaman diye sordu Efendimiz (a.s.) kıyamet için ne hazırladın? Deyince bedevi Allah ve Rasulullah’ın sevgisini diye cevap verdi. Bunun üzerine peygamberimiz, sen sevdiklerinle berabersin diye buyurdular.” (6)
 
Aralarında kan, ırk ve akrabalık bağları olmamasına rağmen birbirlerine duydukları muhabbet ve sevgi için farklı bazı ortak noktaların olması gerekir. İşte bu ortak ve müşterek nokta, din, iman ve Efendimizin siretidir. Böyle bir sevginin oluşması için asıl olan kişilerin fizikleri veya akrabalık bağları değildir, asıl olan kişilerin amelleridir. Yani önce kişilerin amellerini sever sonradan fiziklerini severiz. Eğer tersi söz konusu olursa o zamanda kişilerin Allah tarafından hoş karşılanmayacak olan amellerini de sevmek zorunda kalırız. Hâlbuki her zaman ve durumda ölçü, yalnızca Allah için sevmek ve yalnızca Allah için buğz etmektir. Kardeş olmak ve kardeşliğin faziletiyle ilgili olarak birçok hadis ve ayet bulunduğu erbabınca malumdur. Bu hususta Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet edilen bir hadisi örnek olarak sunmak yeterli olacaktır sanırım; “Müslüman müslümanın kardeşidir, ona hainlik etmez, ona yalan söylemez ve onu yalanlamaz. Onu üzmez, Her müslümanın diğer Müslümanlara ırzı, malı ve kanı haramdır( kalbini işaret ederek) takva buradadır. Bir insana kardeşini küçük görmesi şer olarak yeter. Biriniz diğer kardeşinizin aynasıdır, ona eza verecek şey gördüğünde onu gidersin.” (7)
 
Hz. Ammar derki: “Şu üç özeliği kendinde bulunduran kimse İmanını derli toplu hale getirmiştir.
1.İnsaflı olup başkasını kendi nefsi yerine koymasını bilen ve kendi hakkına razı olan.
2.Selamı bol yayarak, karşılaştığı kimselere selam verdiği gibi başkalarına da gönderen.
3.Kendisinin maddi imkânları iyi olmadığı halde başkalarına da yardım etmeye çalışan kimse”
 
Kardeşliğin karşılıklı anlayış ve dayanışma içinde devam edebilmesi için minimum bu esaslara riayet şarttır. İmam Maverdi Edebüd din ve dünya adlı eserinde adlı eserinde kardeşlikle ilgili şöyle der: “Ülfetin sebeplerinden biriside kardeş olmaktır. Bu kardeşliğin devamı için; sadık bir niyet ve karşılıklı temiz bir kalb ve samimiyet gösterilmelidir.”
 
Sonuç olarak: İnsanların en âcizi kardeş aramakta kusur edendir, Bundan daha âcizi bulmuş olduğu kardeşi zai edendir.
     
Kardeşliklerimizin zayi edilmemesi duasıyla….. 
     
----------------------------------------------    
1.Hücürat 10
2.Hücürat 13
3.Al-i İmran 102/103
4.Buhari
5.Muvvatta
6.Müslim
7.Tirmizi