Dinmeyen Hasret, Bahattin YILDIZ

Bu Haber: 2494 kez okundu.06/07/2012 tarihinde eklendi. Paylaş
17 Mayıs 2010, günlerden Pazartesi. Herkes her zamanki haliyle meşgalesinin henüz başındayken durmuştu hayat. Gelen bir haberle binlerce insanın hayatı durmuştu adeta. Afganistan’da bir uçak düşmüş. Cümlenin devamı olmasa her zaman duyulan bir ajans haberi olarak tarihin kayıtlarına geçecek bir haber. Hayatın gerçeği maalesef her ölüm biraz erken, düştüğü yeri yakan bir kor ateştir. Her ölüme üzülür insan lakin bu üzüntü süresi ölenle olan hukuka göre değişir.

17 Mayıs 2010, günlerden Pazartesi. Herkes her zamanki haliyle meşgalesinin henüz başındayken durmuştu hayat. Gelen bir haberle binlerce insanın hayatı durmuştu adeta. Afganistan’da bir uçak düşmüş. Cümlenin devamı olmasa her zaman duyulan bir ajans haberi olarak tarihin kayıtlarına geçecek bir haber. Hayatın gerçeği maalesef her ölüm biraz erken, düştüğü yeri yakan bir kor ateştir. Her ölüme üzülür insan lakin bu üzüntü süresi ölenle olan hukuka göre değişir.
O pazartesi de bambaşka bir hüzün seli kapladı binlerce yüreği. Türkiye’nin onlarca farklı ilinde ve yeryüzünün bambaşka köşelerinde aynı sözler duyulmaya başladı. Afganistan’da bir uçak düşmüş, Bahattin abi de içindeymiş!...
Son kelimelerden sonra derin bir sükut ve ümitli bir arayış, aranış. Kime sığınmalı, kimden yardım istenmeli. Herkes ümit verebilecek bir ağız, bir göz bir el arayışında. Henüz ulaşılamamış olması en azından henüz öldü denilmemesi küçücük te olsa bir ümit taşıyor içinde.
Telefonlar, mailler, haber kanalları, korku ve ümitle birbirini tutan eller ve sarılan bedenler. Lakin en sonunda herkesin bakışlarının odaklandığı kişi ve kişiler. Bir tarafta evlatları diğer tarafta 40 yıllık dostları.
Çok ölümden haberdar olmuştum ancak böylesi hiç aklıma gelmiyordu. Kendimi böylesine hazırlamamıştım. Herkesi bu kadar sarsan bir haberin ortasında oradan oraya dolaşıp durmanın, hiçbir şey yapamamanın, yapılacak hiçbir şey olmamasının nasıl bir cendere olduğunu bir daha anladım. Sığınılacak tek merciinin Allah olduğunun en iyi anlaşıldığı günleri yaşadım. Dostluğun ve dostun ardından yaşanılan duyguların nasıl bu kadar olabildiğini anlamaya çalıştım. Böyle bir dostluğu oluşturmuş olan hayat ve duygular nasıl oluşmuştur merakıyla yaşadıklarımı anlamaya çalıştım. Bir tarafta evinde misafirliklerim, diğer tarafta evimde misafirliği, bir yanda kamp gecelerinde ateş karıştırmamız diğer tarafta deprem sonrası yardım çalışmalarımız, her bir anı ve hatıra gözlerimin önünde vezihnimde dolaşıp dururken geçti günler. Günlerce süren ve gitgide azalan bir ümit sonunda güvenilir kaynaklardan gelen “inna lillah ve inna ileyhi raciun…” haberiyle sona erdi. Ahrette bir arada bulunmanın, Rasulullah’ın sancağı altında buluşmanın duasıyla kapandı eller yüzümüze. Sabır dilekleri ve bizi adam edecek özellikleri paylaşıldı hep birlikte.
Yıllarca kurtuluşu için mücadele ettiği ve gazi olduğu, devamında huzuru ve istikrarına gidecek yolları göstermek için defalarca gittiği Afganistan seferlerinin sonuncusunu gerçekleştirdi Bahattin Abi.
Hep ellerinden tutmak istediği, yanlarında olup başlarını okşamak istediği yetimler için ortaya koyduğu bir ameli Salih amelleri arasına yazdırdı. “yetimin işlerini gören kişi ile ahrette yan yana olacağız” müjdesinin peşinden ateşe koşan bir kelebek gibi uçtu gitti abimiz.
Geçen iki yıl boyunca onlarca mecliste konuştuk ardından. Ümidimiz kırıldığında O’nun bir sözüyle ümitlendik. Birileri gönlümüzü kırdığında yıllarca onca kırılmasına karşın geniş gönüllülüğünü hatırladık. Her yolculuğa çıktığımızda; Bahattin Abi yolu üzerindeki arar, onlara uğrar çaylarını içerek yoluna devam ederdi dedik.
Bir kardeşimiz kendi liyakatinin altında bir işle uğraşırsa O’nun herkesi yeteneğine göre planlayıp değerlendirdiği günleri hatırlayıp, hatırlattık.
Dağılıp giden, kendi derdine düşen, kendini unutan ve unutturan birileri varsa “bizim çocuklardan” deyip bir daha sarılmayı hatırladık.
Ama yine de defalarca aramaya devam ettik. Hala da devam ediyoruz. Yıllar geçtikçe bazı özellikleri, bazı nasihatleri, bazı tahlilleri daha bir netleşerek oturacak zihnimize. Belki bizler de büyüdükçe, aslında ne kadar büyük bir fedakarlık abidesiyle karşılaştığımızı daha iyi idrak edeceğiz. Sadece kendisi için, sadece ailesi ve çocukları için değil, sadece yakın arkadaş ve akrabaları için değil topyekün bir İslam ümmetinin dirliği ve faydası için dertlenen bir yürekle karşı karşıya olduğumuzu anlayacağız.
O’nu anlayanlardan, O’nu özleyenlerden, O’nunla aynı ideallere sahip olanlardan, O’nun izi üzerinde yürüdüğü Efendimiz (a.s)’ın izinde yürüyenlerden olmak duasıyla birlikte Rahmet ve minnetle hatırlıyoruz.
Kardeşlerinden Orhan DEMİRAL (Genç Hareket Başkanı)


 
Bahattin YILDIZ
1956 Sivas doğumlu. 1975 yılında İzmir İmam Hatip lisesinden mezun oldu. 1975-1980 yılları arasında okuduğu Erzurum Atatürk Üniversitesi İşletme Fakültesini 1987 yılında Afganistan dönüşünde 2. öğrencilik döneminde bitirdi. Yazıları Mavera, Güldeste, Gurbet dergilerinde ve Milli Gazete ve Yeni Devir Gazetesinde yayınlandı.

Abdülhamit Muhaciri mahlas ismiyle Milli Gazetede çocuk köşesini hazırladı. Aynı dönemde çıkan Selam Dergisinde de yazıları yayınlandı. İmza Dergisi ve Müslüman Genç Dergisinde çeşitli mahlaslarla birçok yazısı yayınlandı. www.yorum-online.de internet sitesinde yazarlık yapıyordu. Savaşan Afganistan, Cihat Günlüğü, Kar Çiçeği, Karda Ayak İzleri, Güllerin Vedası isimli kitapları yayınlandı. Henüz yayınlanmayan birçok çalışmasını ardında emanet olarak bıraktı. Üçü kız ikisi erkek beş çocuğu ve bir torunu var.



Bahattin YILDIZ Türkiye’de günümüz İslami Hareketinin filizlendiği 70-80’li yıllarda tarihe silinmeyecek izler bırakmış önemli isimlerinden birisi. Osmanlının son döneminden başlayarak 1950’lere kadar devam eden yozlaşma sürecinin etkilerinin silinmesi için çabaların yoğunlaştığı bir zaman dilimini dolu dolu yaşayan isimlerden birisi.

Henüz lise yıllarında iken MTTB ile tanışan ve bu bünyede hayırlı hizmetlere omuz veren Bahattin YILDIZ, gerek akranlarına gerekse de kendinden sonra gelen nesillere yaptığı olumlu katkılarla anılacak. İzmir İmam-Hatip Lisesinde hem İslami kimliğini inşa edip hem de sporcu kişiliğiyle öne çıktı. Lisenin güreş takımında yer aldı. Kitleleri etrafında toplayan bir özelliğe sahip olan Bahattin YILDIZ bu özelliklerinin de etkisiyle sevilen, sayılan ve etrafında toplanılan bir önder kişi olarak ortaya çıktı.



İmam-Hatip yıllarının ardından gelen Erzurum’daki Üniversite yıllarında MTTB ve Akıncılar içerisindeki çalışmaları Bahattin YILDIZ’ın tam anlamıyla çevresine damgasını vurduğu yıllar olarak kayıtlara geçti. 12 Eylül 1980 darbesi öncesi sıkıyönetim döneminde Milli Türk Talebe Birliği kapatıldığında baş harfleri MTTB olan “Mahalli Teknik Takımlar Birliği” isminde bir dernek kurarak MTTB isminin yaşatılmasını sağladı. Erzurum’da profesyonel olarak hem atletizm takımı, hem Milli Kayak Takımı içerisinde yer aldı. Özellikle Hicret’in 1400. Yılı sebebiyle 3 arkadaşıyla birlikte Erzurum’dan Kayseri’ye yaptıkları Hicret Koşusu Türkiye İslami Hareketinin önemli dönüm noktaları arasında yerini aldı. Erzurum’daki birinci öğrencili döneminde İşletme Fakültesi Öğrenci Temsilciliği, Erzurum Atatürk Üniversitesi Yurdu Öğrenci temsilciliği, Telsizler Yurdu Öğrenci Temsilciliğini yürüttü. Akıncılar bünyesinde İzmir İl Başkanlığı ve daha sonra Akıncılar’ın 11 bölgesinden birisi olan İzmir Bölge Başkanlığı görevlerini yürüttü.



1979 yılında Rusların Afganistan’ı işgal etmesi ve Türkiye’deki darbe ve baskı yılları Bahattin YILDIZ’ın önüne yepyeni ufuklar ve farklı bir mücadele alanı açıyordu. Diğer ülkelerden gelen mücahitlerle beraber bir taraftan Afgan Cephesinde fiili cihadın içerisinde yer alırken diğer taraftan da o bölgenin tüm yerel dinamiklerinden ve değerlerinden istifade ediyordu. O bulunduğu her ortamı bir öğrenim ve aksiyon alanı olarak görüyordu. Cihad süresince Afganistan ve yakın bölgesinin kültürel kodlarını çözümleyen ve bu bilgilerle ümmetin diğer bölgelerini aydınlatan birisi oldu. 1981 yılında Ruslara karşı girişilen en şiddetli çarpışmalarda Gazi’lik şerefine ulaştı. Defalarca ameliyat olmasını gerektiren yaralarına rağmen direncinden bir şey kaybetmedi.

1983 yılında Türkiye’ye dönmesiyle birlikte öğrenciliğinin ikinci döneminde kaldığı yerden çalışmalarına devam eden Bahattin YILDIZ öncelikle yarım kalan okulunu bitirdi. Yetiştirdiği talebelerini ülkenin her tarafına yaymaya başladı. O’nunla bir kez tanışan birisi hayatının birçok önemli evresinde O’nu yanında buluyordu. Okuldan sonra iş aramasında, evlilik sürecinde eş bulmasında, akademik kariyerinde veya diğer alanlarda. O daima ilgi alanındaki herkesin derdiyle dertlenmeye gayret eden bir pozisyonda oldu. Dur durak bilmeden 54 yıllık ömrünü adeta 100 yıllık bir ömür gibi yaşadı. Geceleri uyumak yerine yollarda geçirerek ne zaman ihtiyaç duyulsa orada hazır olmayı kendine şiar edinen bir hayat yaşadı.



İnsan ve Medeniyet Hareketinin kuruluş sürecinde istişarelere katkılarda bulundu. Bu topraklarda yapılabilecek çalışmaların kodlarını belirlemede tavsiyeleriyle rol aldı. Özellikle Avrupa’da gönüllü olarak Hareketin ve faaliyetlerinin tanıtılması için elinden gayreti gösterdi. Son olarak Avusturya’da düzenlediği kamp programına gençleri de dahil ederek hareketlerin sürekliliğine vurgu yaptı.

Gençliğin eğitimi için sürekli yayınların önemine değinen Bahattin YILDIZ etrafındakileri kitap ve dergi yayıncılığı için teşvik ederdi. Cemal Balıbey’le birlikte hayallerini kurdukları Özgün Yayıncılık bu derdin bir neticesiydi. Etrafındaki öğrencileri çıkardıkları amatör dergilere omuz vererek, teşvik ederek ve yüreklendirerek desteklerdi.

Zorlukları değil zorlukların nasıl aşılacağını anlatırdı.
Bahattin YILDIZ nerede Allah rızası için bir çalışma yapılsa içinde yer almaya gayret etti. İHH İnsani Yardım Vakfı’nın yurt içi yurt dışı yardım organizasyonlarında gönüllü olarak hizmet etti. Kurban organizasyonlarında Balkanlar bölgesinde defalarca görev yaptı. Keşmir depremi sonrasında bölgeye ilk ulaşanlardan bir olarak Keşmir’li Müslümanların yardımına koştu. Daha önceki cihad döneminden bölgeyi iyi tanıması, bölge insanının karakter yapısını ve dilini bilmesi birçok yardım çalışmasının daha kolay ve verimli bir şekilde yapılmasını sağladı.



Balkanlara yaptığı seyahatlerle birlikte özellikle Srebrenıtsa Katliamına sessiz kalmamak ve unutturmamak için yapılan yürüyüşlere katıldı. Saraybosna’dan Srebrenitsa’ya yapılan 110 km’lik yürüyüşün en ön safında yer aldı. Binlerce insanla birlik farklı etnik yapılardaki köylerden geçerek Avrupa’da tekbir ve tehlil seslerini yankılandırdı.
Bu mücadeleci kişiliğinin yanı sıra bir insandı Bahattin YILDIZ. Adeta bir insan güzeli idi. Tulumunu giyerek yanında çalışan ustalarından bir usta oldu, ekmeğini onlarla bölüşüp yedi, geceleri öğrenci evlerinin misafir ağabeyi oldu. Dünya malı ayağının altından geçip giderken eğilip almaya tenezzül etmeyen, mütevazı bir hayat yaşadı.
Tanıştığı herkesle iletişim kurmanın bir yolunu aradı.

Gençle genç oldu, çocukla çocuk. Akademisyenlerle müzakereye oturdu. İşadamlarına nasihat etti. En ulaşılmaz, deli dolu delikanlılar, babalarının sözünü dinlemeyen gençler Bahattin abi dediler amcaları yaşındaki adama. Ve onun nasihatini dinlediler. Gecenin bir vakti telefonla ulaştı onlara veya tuttukları takım yenildiğinde damarlarına basmak için aradı. Hangi yolla bu delikanlıya bir mesaj ulaştırırım sorusuna cevap aradı yıllar boyu. Cevabını da buldu. Zaten bu cevapları yüzünden herkesin ağabeyi oldu. İzmir’den Erzurum’a, Malezya’dan Almanya’ya kadar her bölgede şimdi ondan bir iz bir eser kaldı.

Bir babaydı aynı zamanda. Beş çocuklu bir ailenin babasıydı. Bütün yoğunluğuna ve koşturmasına rağmen mesafe koymadı çocuklarıyla arasına. Onların da rahatça konuşup tartışabildiği babaları, öğretmenleri ve arkadaşları oldu.



Ömrünü Allah yolunda ve Allah Rasulü’nün örnekliği çerçevesinde yaşamaya gayret etti. Bir ayağını İzmir gibi şartları zor bir bölgeye sabitleyip diğer ayağıyla adeta bütün bir dünyayı dolaştı. İzmir’e her yolu düşene ev sahibi oldu. Bilal Yaldızcı’nın şehadeti Bahattin YILDIZ’ın eğitmenliğiyle birlikte adeta bir okul oldu. Her yıl Ödemiş’te Bilal Yaldızcı’nın şehadet yıldönümünde yaptığı programlarla onlarca öğrenciyi ve genci eğitti. Hayatı bir şehid şuuruyla yaşamayı öğretti hepimize.

Mütevazı hayatının yanı sıra engin kültürel birikimi ve entelektüel seviyesiyle her tanıştığı kişinin hayranlıkla baktığı birisiydi O. Ulusal ve uluslarası olaylara getirdiği tahliller, günlük olayları okuma ve değerlendirmedeki isabetli yorumlarıyla oynanan oyunların görülmesine ve yarınlara daha sıhhatli yön verilmesine katkı sağladı.

Hayatı hep örneklikle geçti. Son noktada yine bir örneklikle tamamladı. Ticari bir kaygı için değil, seyahat etmek, gezmek, tatil yapmak için değil, tamamen Allah rızası için çıktığı bir yolculukta, yetimlere yönelik bir çalışmada aramızdan ayrıldı.

Tüm gayreti daha adaletli, daha huzurlu ve daha yaşanır bir dünya tesis etmek için oldu. Zulme karşı durmak, mazlumun yanında olmak O’nun şiarındandı. Yeryüzünde insanlığın vicdanı olmak gerektiğini söylerdi. İnsanlığın bağrına saplanan İsrail hançerini çıkarmak için yola çıkacak gemilere yetişmekti arzusu. Bu insanlık dışı ambargonun delinmesi için yola çıkacak ekipte o da yerini alacaktı. Bu sebeple çok sevdiği Afganistan’dan acele dönmeyi planlıyordu. İnsan olmanın özelliklerini bünyesinde toplayıp özellikle yetimler için çalışmayı birinci görevi kabul ederdi. Son projesinin ismi de “Yetim Projesi” oldu. Adeta hepimize ölecekseniz bu uğurda ölün mesajını bu kadar canlı ve diri verebilirdi. Yine mazlumların işinde koştururken, bir yetimhane inşası için arsa almak üzere gittiği Afganistan’ın Kunduz Bölgesinden Kabil’e dönerken kavuştu bizden daha çok sevdiğine.

Bahattin YILDIZ bütün ömrünü rızasını kazanmak için harcadığı Rabbi’ne doğru yola çıktı. O zaten bütün ömrünü bu yolculuğun hayaliyle yaşamıştı. Kavuşmak hayal etmekle başlar derdi. O hayal etti ve Rabbi’ne kavuştu.

Ey insan güzeli!
Mekanın Cennet olsun.
Dostların peygamberler, şehitler, sıddıklar ve Salihler olsun.
Yolun açık olsun inşallah. Amin.

Hasret Gazeli (Ahmet Cantürk)
Senden ayrı kalmanın hüznü tüm gönüllerde
Hasretin yürekleri kor gibi dağlar durur
 
Dualarla ve tekbirle yürüdün Yaradan’a
Marşlara eşlik eden ırmaklar çağlar durur
 
“Kardeşler” deyişin var ya, çınlar kulaklarımda
Binlerce mahzun yürek ardından ağlar durur
 
Ahde vefa gösterdin şehadete yürüdün
Kardeşlerin bu yolda safta el bağlar durur
 
Bir tarafta Şah Mesut, bir tarafta Tekiner
Yanında Bilal, Faruk ve Fuat Çağlar durur
 
Cihadı, şahadeti yaşadın ömür boyu
Sana bağrını açmış Afgan’da dağlar durur
 
Şehadet bir insana bu kadar mı yakışır?
Bahattin Yıldız gider, sedası çağlar durur…